Christmas, yılbaşı bahanesiyle Aralık’ta gene bir Türkiye’ye gidelim, aile ziyaretleri yapalım, Alaz’ı gösterelim, biz de dinlenelim dedik.
Uçak THY idi bu kez ve Alaz Eylül’e göre daha meraklı ve hareketli. Havaalanına yanlışlıkla bir saat erken gidip de uçağın bir saat rötar yaptığını öğrenince ‘Eyvah!’ dedik Alaz’ı düşünerek. Bu kez bebek arabasını yanımıza almamız isabet olmuştu. Güvenlik kontrollerinden geçerken kaldır kopar yapmak biraz zor oldu haliyle; ama gene de büyük kolaylık. Bebek arabasında Alaz bir süre uyudu, biz birşeyler yerken arabadan bizi izledi (henüz mama sandalyesine oturamadığından), arabanın alt bölmesinde duty free alışveriş torbaları ve ceketleri taşıdık uçağa dek. Artısı eksisinden fazlaydı 🙂
İlk İstanbul’a vardık. Arkadaş, aile ziyaretleri ile ve de güneş yüzünü gösterdiğinde yakındaki Özgürlük Parkı, Bağdat Caddesi gezintileriyle geçti günler. Genelde gezmeden çok yeme ağırlıklıydı aile yanında olunca tatiller. İstanbul’dan yılbaşı için Burhaniye’ye gittik. Şansımıza Edremit Körfez Havaalanı açılmıştı da 8 saatlik otobüs/araba yolculuğunu çekmek zorunda kalmadık. Hoş onun da ayrı bir zevki var tabii Susurluk’ta yemek molası, arabalı feribot vs ama yaz aylarında elbette. Burhaniye’de de aile ve annemin arkadaş/komşu ziyaretleriyle pasta-börek yiyerek geçti günler. Adı üstünde tatil, ne kadar uzun olursa olsun çabucak geçer günler. Dönüşü İstanbul üzerinden yaptık. Benim Londra’ya Alaz’la yalnız dönmeme gönlü elvermeyen babası, bizi almaya geldi İstanbul’a. Asıl neden Alaz’ı çok özlemiş olmasıydı tabii ki 🙂
Alaz dönüş yolculuğunda daha hareketliydi ki iyi ki gelmişmiş babası. Yerinde durmadı kısa uykuları haricinde. Yemeği bile sırayla yiyebildik kolları bacaklarıyla saldırdığından herşeye. Bir ara uçakta teyzeler kucaklayıp sevdiler de biz dinlendik 🙂
Her yolculuk sonunda Alaz bir iki gece huzursuzlanıyor, daha sık uyanıyor, yemek yemiyor, bazen birden ağlamaya başlıyordu korkarak ufacık şeylerden. Bizi bile bu yaşta yoran yolculuklar, kim bilir onu nasıl etkiliyor? Türkiye’deyken aynı odada uyumamız iyi oldu bu bakımdan. Evimize geldiğimizde hiçbir şeyi hatırlamıyor gibi bir hali vardı ne de olsa bir aydır uzaktaydık; ömrünün 1/6’sı kadar bir süre. Gene huzursuz birkaç gece ve sıkılarak huysuzlandığı (etrafta ilgi gösteren annanne, babanne, dedeler, amcalar, teyzeler, halalar, kuzenler olmayınca tabii) birkaç günden sonra alıştı.
Ya ben? Ben alışamadım yemek yapmaya, günde iki posta çamaşır yıkamaya, tüm gün yerinde durmayan Alaz’ı eğlendirmeye, bir de günde 3 kez katı mamayla beslemeye – yese neyse, tekrar İngilizce dinlemeye/konuşmaya, sofra kurup kaldırmaya, bulaşık makinesi yerleştirmeye. Alışamadım ne yalan söyleyeyim!